

Bir varmış, bir yokmuş. Uzak diyarlarda, gökyüzünün en parlak yıldızı kadar parlak tüyleri olan Altın Kırlangıç adında bir kuş yaşarmış. Bu kırlangıcın tüyleri o kadar parlak ve sıcakmış ki güneşin ilk ışıklarıyla birlikte gökyüzünde altın bir kuş çiziyormuş. Altın Kırlangıç’ın en büyük hayali, efsanelerde anlatılan Kayıp Krallık’ı bulmakmış. Kayıp Krallık, iyiliğin, sevginin ve barışın hüküm sürdüğü bir yer olarak anlatılırken birdenbire kaybolmuş, kimse izine rastlayamamış. Altın Kırlangıç, “Eğer bu krallığı bulabilirsem insanlar arasına barış ve dostluk ışığı yayılar” diye düşünürmüş.
Bir gün Altın Kırlangıç ormanda uçar, ağaç dallarının arasından süzülerek cıvıl cıvıl kuş seslerini dinlerken minik bir peri olan Elif’le karşılaşmış. Elif’in saçları çiğ tanesine benzeyen küçük pırıltılarla süslüymüş. Meraklı gözleri ormanın her köşesini keşfetmiş, kötülükten ve korkudan uzakta, sevgiyle dolu bir kalbe sahipmiş. Altın Kırlangıç Elif’e, “Kayıp Krallık’ı bulmak istiyorum, ama tek başıma çok zorlukla karşılaşırım” demiş. Elif heyecanla kanatlarını çırpmış: “Ben de seninle gelmek isterim! Beraber daha güçlü ve cesur oluruz.”

İkili yola koyulmuş. Uçsuz bucaksız bir çayırlığı geçerken Altın Kırlangıç, “Sevgili Elif, zorluklar karşımıza çıktığında hep birlikte düşünür, konuşur ve en doğru kararı veririz. Takım çalışması çok önemlidir.” demiş. Elif gülümseyerek, “Evet, biz arkadaşız ve birbirimize güveniyoruz. Birlikte her şeyi başarabiliriz!” demiş. Böylece çocuklar da takım çalışmasının, birlikte hareket etmenin önemini kavramış oluyorlar.
Çayırın ortasında rengarenk çiçekler açıyormuş. Çiçeklerin arasında küçük kelebekler uçuşuyor, arılar tatlı nektar topluyormuş. Altın Kırlangıç ve Elif durup, “Doğa bizim evimiz, hayvanları ve bitkileri korumalıyız. Her canlı dünyamıza renk ve neşe katar” demişler. Ormandaki bir ağacın altında susamış bir sincaba su vermişler, yanlarında getirdikleri küçük matara suyunu paylaştırmışlar. Yardımlaşmanın ve doğaya saygının ne kadar değerli olduğunu çocuklara anlatmışlar.

Yolculuklarının üçüncü gününde, karşılarına kocaman bir nehir çıkmış. Nehir öylesine derinmiş ki kimse karşıya geçemiyormuş. Yakındaki bir kayaya dayanmış bir tahta parçası, sularla savruluyormuş. Elif biraz tedirgin olmuş: “Nasıl geçeceğiz?” diye sormuş. Altın Kırlangıç, “Önce sakin olmalıyız. Sorunları panikle değil, mantıklı düşünerek çözmeliyiz” demiş. İkisi nehir kenarında biraz yürümüş, yüksekten akan minik bir dereden geçilebileceğini fark etmişler. Elif, “Bazen zor görünen işler için önyargılı olmayıp farklı bakış açıları geliştirmeliyiz” demiş. Böylece nehre paralel ilerleyip güvenli bir geçit bulmuş, birlikte karşıya geçmişler.
Gece olduğunda kamp yapıp ateş yakmışlar. Ateşin etrafında otururken Altın Kırlangıç, masallarda geçen “Bilge Baykuş”un onlara yardımı olabileceğini duymuş. Baykuşun efsanevi bilgelik sorularıyla Krallık’ın yerini bulabileceklerine inanmış. Ertesi gün sabah erkenden yola çıkıp ormanın derinliklerine doğru uçmuşlar. Ormanda ağaçlar gittikçe sıklaşmış, gökyüzü yapraklardan sadece küçük bir nokta kadar görünüyormuş.

Derinlerde, büyük bir meşe ağacının kovuğunda Bilge Baykuş onları bekliyormuş. Bilge Baykuş, “Kayıp Krallık’ın yolunu bulmak istiyorsunuz. Önce bana dürüst olduğunuzu kanıtlamalısınız” demiş ve üç soru sormuş:
Birincisi, “Arkadaşına yardım etmek için kendi işini bırakır mısın?” Elif, “Eğer arkadaşım gerçekten yardıma ihtiyacı varsa, önce birlikte nasıl çözüm üretebileceğimize bakarız. Eğer benim yardımım gerekliyse seve seve yardım ederim” demiş.

İkincisi, “Sırlar seni ne kadar ilgilendirir?” Altın Kırlangıç, “Sırlar bazen çok tehlikeli olabilir ancak doğru kişilerle paylaşıldığında güven ve samimiyet artar. Sır tutmakta, doğru anı beklemede dikkat etmek gerekir” diye cevaplamış.
Üçüncüsü, “Kendini hiç başarısız hissettin mi?” Elif dua etmiş gibi ellerini birleştirip, “Evet, başarısız hissettiğim zamanlar oldu. Ama hatalarımdan ders çıkardım ve yeniden denemek için cesaret topladım. Hatalar da öğrenmenin parçası” demiş.

Bilge Baykuş, “Siz dürüst, cesur ve yardımsever bir ekipsiniz. Şimdi yolculuğunuzu istediğiniz krallığa götürecek haritayı vereceğim” demiş. Harita, sihirli tüylerle çizilmiş yollar içeriyor her kavşağın hangi erdemle aşılacağını gösteriyormuş. Baykuş, “İlk önce sevgi Köprüsü’nü geçeceksiniz orada kalbinizi herkese açmanız gerek” diye eklemiş. Çift, teşekkür ederek yola koyulmuş.

Sevgi Köprüsü rengârenk çiçeklerle kaplıymış üstünden geçebilmek için birbirlerine sarılmaları, sevgi dolu sözler söylemeleri gerekirmiş. Elif, “Sen benim en iyi arkadaşımsın” derken Altın Kırlangıç, “Senin varlığın bana güç veriyor” demiş. Köprü parlamış, altında akıp giden nehir saf suya dönüşmüş. Bir sonraki kavşakta ise Sabır Ormanı’ndan geçmeleri gerekiyormuş. Orman, sisli ve sessizmiş acele edenler kayboluyormuş. İkili sakin adımlarla ilerleyip birbirlerine cesaret verirken sabrın başarının anahtarı olduğunu anlamış.

Sonunda haritadaki son işaret, Işık Dağı’na çıkan merdivenlerin bulunduğu bir tepeciğe işaret ediyormuş. Dağın zirvesine tırmandıklarında gökyüzünü yarıp inen altın bir ışık huzmesi görmüşler. Işık huzmesinin ortasında Kayıp Krallık’ın kapıları duruyormuş. Kapıdaki yazı, “Bu krallığa ancak kalbinde sevgi, beyninde bilgelik, elinde yardım var olanlar girebilir” diyormuş. Elif kalbini açarak “Sevgiyle geldik” demiş, Altın Kırlangıç tüyünü yere bırakıp “Bilgimiz ve cesaretimizle buradayız” demiş. Birlikte kapıya el uzatıp “Yardımlaşmayla doluyuz” diye fısıldayınca kapı ağır ağır açılmış.

Kapıdan içeri girdiklerinde canlı müzik sesleri, güler yüzlü insanlar, rengârenk bayraklar ve dans eden hayvanlar görmüşler. Krallığın kaybolmasının nedeni, insan ve hayvanların birbirine olan güvenini yitirmesiymiş. Altın Kırlangıç ve Elif, öğrendikleri erdemleri paylaşarak krallığı eski huzurlu haline kavuşturmuşlar. Herkes el ele tutuşmuş, şarkılar söylemiş, dans etmiş, neşe dolmuş.

Böylece Kayıp Krallık eski gücüne, sevgisine ve barışına kavuşmuş. Altın Kırlangıç gökyüzünde yeni maceralara doğru süzülürken Elif, “Ne büyük bir mutluluk! Paylaşınca güzellikler çoğalıyor” demiş. Krallıkta tüm çocuklar, hayvanlar ve bitkiler bir arada mutlu yaşamış. Altın Kırlangıç ile Elif de, yüreklerindeki sevgi ve cesareti hiç kaybetmeden yeni maceralara atılmak üzere vedalaşmışlar. Herkes bir daha hiçbir zaman dostluğu, yardımseverliği ve doğaya saygıyı unutmamış. Gökkuşağı gibi rengarenk günler, sonsuza kadar sürmüş. Mutlu son.

Arkadaşlarınla Paylaş