Bir zamanlar, gökyüzünün her akşam pamuk şekeri gibi pembeleştiği, kuşların sabahları şarkı söylediği küçük ama çok neşeli bir kasaba varmış. Bu kasabanın hemen yanında, ormanı ve gökyüzünü aynası gibi yansıtan kocaman, masmavi bir göl dururmuş. Kasabalılar bu göle “Mavi Göl” dermiş.
İşte bu kasabada, Ege adında meraklı mı meraklı, gözleri pırıl pırıl bir çocuk yaşarmış. Ege, altı yaşındaymış ve en çok üç şeyi severmiş: resim yapmayı, sorular sormayı ve gölün kıyısında hayal kurmayı.
Her sabah okula gitmeden önce Mavi Göl’ün yanına uğrar, suya bakar ve kendi yansımasına gülümsermiş. Bir gün yine gölün kıyısında otururken içinden “Ben büyüyünce ne olacağım?” diye düşünmeye başlamış.
Tam o sırada suyun üstünde incecik halkalar oluşmuş. Sanki göl ona cevap vermek istermiş gibi, yumuşak bir rüzgâr esmiş. Ege dikkatle suya bakınca, çok tuhaf bir şey olmuş: Kendi yansıması hareket etmeye başlamış! Ama yansıması, sanki Ege’nin ilerideki hâliymiş boyu uzamış, sırtında bir çanta, elinde de bir defter varmış.
“Merhaba Ege,” demiş yansıma, “Ben gelecekteki hâlinim. Çok merak ediyorsun biliyorum: Büyüyünce başarılı ve mutlu olmak istiyorsan, bir sırrım var: Hedef koymak.”
Ege şaşkınlıkla gözlerini kocaman açmış. “Hedef mi?” diye sormuş. “Hedef ne demek?”
Yansımadaki Ege gülümsemiş. “Hedef, yapmak istediğin bir şeyi önceden belirlemek, sonra da adım adım ona doğru yürümek demektir,” demiş. “Ama hedeflerin gerçekçi, ölçülebilir, bir zamanı olmalı ve senin için anlamlı olmalı.”
Ege kaşlarını çatmış. “Bu çok karışık,” demiş. “Ben altı yaşındayım, böyle şeyleri nasıl yapacağım?”
Gölün üzerindeki yansıma başını hafifçe sallamış. “Hiç de karışık değil. Sana üç küçük görev vereceğim. Bu görevleri yaparsan hem hedef koymayı öğreneceksin hem de çok eğleneceksin. Hazır mısın?”
Ege derin bir nefes almış. “Hazırım!” demiş.
“Birinci görev,” demiş yansıma, “Bir hafta içinde, kendi masalını yazıp resimlemek. Bu masalı sınıfta okuyacaksın. Bu, senin ‘yaratıcı olma hedefin’ olsun.”
“İkinci görev, iki hafta içinde, tek başına gölün çevresinde bir tam tur yürümek. Ama sadece yürümek yetmez yolda gördüğün üç farklı kuşu, üç farklı ağacı ve üç farklı böceği defterine çizeceksin. Bu da ‘keşif hedefin’ olsun.”
“Üçüncü görev ise, her gün en az on dakika kitap okumak. Bunu bir ay boyunca hiç aksatmadan yapacaksın. Bu da ‘sabır ve düzen hedefin’.”
Ege biraz ürkmüş. “Ama… Bunların hepsini yapabilir miyim ki?” diye fısıldamış.
Yansıma ciddileşmiş. “Eğer hedeflerini parçalara bölersen, yapabilirsin. Unutma: Küçük adımlar, büyük hedeflere götürür. Şimdi git, bir defter bul ve hedeflerini yaz. Hedeflerini yazmak, onlara söz vermek gibidir.”
Rüzgâr yine esmiş, suyun üzerindeki halkalar dağılmış ve yansıma normale dönmüş. Ege, kalbi hızlı hızlı çarparak eve koşmuş. Evde eski bir defter bulmuş, kapağına kocaman harflerle şunu yazmış: “Ege’nin Hedef Defteri”.
İlk sayfaya dikkatle yazmış:
“HEDEF 1: Bir hafta içinde kendi masalımı yazıp resimleyeceğim ve sınıfta okuyacağım.
HEDEF 2: İki hafta içinde gölün etrafında tam tur yürüyüp üç kuş, üç ağaç, üç böcek çizeceğim.
HEDEF 3: Bir ay boyunca her gün en az 10 dakika kitap okuyacağım.”
Yazmayı bitirince içine tuhaf bir sevinç dolmuş. Sanki kalbinin içinde minicik bir güneş parlıyormuş.
Sonra defterin yanına bir takvim çizmiş. Her günün altına küçük kareler yapmış. “Başardığım her gün, o karenin içine bir yıldız çizeceğim,” demiş kendi kendine. “Böylece ne kadar ilerlediğimi göreceğim.”
Ertesi sabah, okuldan gelir gelmez masasına oturmuş. “Masal yazmak zor olacak,” diye geçirmiş içinden. Ama sonra göldeki yansımanın sözlerini hatırlamış: “Küçük adımlar…”
“Tamam,” demiş. “Bugün sadece girişini yazacağım.” Ve yavaş yavaş yazmaya başlamış: “Bir zamanlar, bulutlarla konuşan küçük bir kız varmış…”
O gün sadece birkaç satır yazmış ama buna rağmen takvimdeki kareye kocaman bir yıldız çizmiş. Çünkü başlamıştı. Ertesi gün masala devam etmiş, üçüncü gün de resimlerini çizmeye koyulmuş. Kağıdın bir köşesine konuşan bulutlar, diğer köşesine gülümseyen ağaçlar yapmış.
Hafta sonunda masal tamamlanmış. Ege, masalını annesine okuduğunda annesinin gözleri parlamış.
“Ege, bu harika,” demiş annesi. “Ama en güzeli, bunu bir hedef olarak belirleyip adım adım yapman.”
Ege gururla gülümsemiş. Pazartesi günü okula gittiğinde öğretmenine masalını göstermiş. Öğretmeni de çok beğenmiş ve sınıfta okumasını istemiş. Ege başta biraz çekinmiş ama sonra derin bir nefes alarak yüksek sesle masalını okumuş. Arkadaşları alkışlayınca, içindeki güneş biraz daha büyümüş.
Birinci hedefini başarmıştı.
Sıra ikinci hedefteydi. Hafta sonu babasıyla birlikte Mavi Göl’ün kıyısına gelmiş.
“Baba,” demiş Ege, “ben bugün gölün etrafında tam tur yürüyeceğim ve defterime üç kuş, üç ağaç, üç böcek çizeceğim. Bu benim hedefim.”
Babası gülümsemiş. “Harika bir hedef. İstersen ben de seninle yürüyeyim ama çizimleri sen yap,” demiş.
Yola çıkmışlar. İlk önce bir serçe görmüş Ege. Defterini çıkarıp minik bir serçe çizmiş. Sonra gölün üstünde süzülen bir martı ve çalıların arasında gagası uzun bir kuş daha görmüş. Her birini dikkatle defterine işlemiş.
Ağaçlara gelince, ince uzun bir kavak ağacı, dalları yere kadar sarkan bir söğüt ağacı ve kocaman gövdeli bir çınar görmüş. Yapraklarını, dallarını tek tek inceleyip çizmiş. Böcekler ise işin en eğlenceli kısmıymış. Rengârenk bir uğur böceği, yere taneler taşıyan karıncalar ve mavi kanatlı bir kelebek bulmuş.
Yürüyüşün ortalarında biraz yorulmuş. “Keşke hedefimi daha küçük tutsaydım,” diye düşünmüş. Tam pes edecek gibi olurken, gölün sularına göz atmış. Kendi yansıması ona bakıyormuş. Sanki “Devam et, az kaldı,” der gibi bakmış.
Ege dişlerini sıkmış. “Yapabilirim,” demiş fısıltıyla. “Hedef koydum, şimdi bitirmeliyim.” Adımlarını yavaş ama kararlı bir şekilde atmış. Sonunda gölün etrafında turu tamamladığında ayakları sızlıyormuş ama kalbi sevinçle dolup taşmış.
“Başardım!” diye bağırmış. “İkinci hedefim de tamam!”
Üçüncü hedef ise biraz daha farklıymış. Çünkü bir günde bitmiyor, her gün aynı şeyi yapmasını gerektiriyormuş. Ege, odasında bir köşe hazırlamış: Küçük bir yastık, sevdiği birkaç oyuncak ve kitaplarından oluşan bir kule. Bu köşeye “Okuma Kalesi” adını vermiş.
Her gün okuldan geldikten sonra on dakika kitap okumuş. Bazen çok yorgun olduğu günler olmuş, “Bugünlük boşversem mi?” diye düşünmüş. Ama sonra takvimdeki boş kareleri hatırlamış. “O kare boş kalırsa, içimdeki güneş biraz söner,” demiş. “Ben vazgeçen biri olmak istemiyorum.”
Bazen süreyi uzatmış, on dakikayı onbeş, yirmi dakikaya çıkarmış çünkü hikâye öyle heyecanlıymış ki bırakmak istememiş. Günler geçtikçe, takvimdeki kareler yıldızlarla dolmuş. Defterine her günün yanına kısa bir not düşmüş: “Bugün uzayla ilgili kitap okudum, yeni bir gezegen öğrendim.” ya da “Bugün hayvanlar kitabı okudum, yunusların çok zeki olduğunu öğrendim” gibi.
Bir ayın sonunda takvimi eline aldığında, neredeyse bütün karelerde parlayan yıldızlar varmış. Sadece bir gün, hastalandığı için okuyamamış. Önce çok üzülmüş ama sonra düşünmüş:
“Ben elimden gelenin en iyisini yaptım. Bazen hastalanmak da hayatın bir parçası. Önemli olan, pes etmeden devam etmek.”
Ertesi gün kendini iyi hisseder hissetmez, kaldığı yerden okumaya devam etmiş. Böylece üçüncü hedefini de başarıyla bitirmiş.
Bir akşam gün batımında yine Mavi Göl’ün kıyısına gitmiş. Suya baktığında, yansıması ona gülümsüyormuş. Ama bu sefer gelecekteki hâlini değil, bugünkü Ege’yi görmüş. İçinde bir ses konuşmuş sanki:
“Artık hedef koymayı biliyorsun. Önce ne istediğini düşünüyorsun, sonra onu yazıyorsun, küçük adımlara bölüyorsun, her gün biraz biraz ilerliyorsun ve asla hemen pes etmiyorsun. Bu, seni çok güçlü yapar.”
O gece, Ege yıldızlara bakarak yeni hedefler düşünmüş. “Belki bir sonraki hedefim, sınıfta arkadaşlarıma yardım etmek olur,” demiş. “Ya da bilim müzesine gitmek için para biriktirmek. Belki de her hafta yeni bir kelime öğrenmek.”
Anlamış ki hedefler sadece dersler ve işler için değil, mutlu olmak, paylaşmak ve dünyayı daha iyi tanımak için de varmış.
Aradan günler geçmiş. Okulda öğretmeni bir gün sınıfa dönüp şöyle demiş:
“Çocuklar, bugün hedeflerimizi konuşalım. Kim kendi hedefini bizimle paylaşmak ister?”
Ege hemen elini kaldırmış. “Ben!” demiş. Sonra ayağa kalkıp arkadaşlarına anlatmış: “Ben hedeflerimi önce düşünüyorum, sonra defterime yazıyorum. Hedeflerimi küçük parçalara bölüyorum. Her küçük parçayı yaptıkça takvime bir yıldız koyuyorum. Bazen zor oluyor ama vazgeçmeyince sonunda çok mutlu oluyorum.”
Arkadaşları merakla dinlemiş. İçlerinden bazıları, “Ben de resim hedefi koyacağım,” demiş. Bazıları, “Her gün dişlerimi fırçalama hedefi yapacağım,” diye sevinmiş. Kimi de “Bir şarkıyı ezberleme hedefi,” diye düşünmüş.
Ege o an anlamış: Hedef koymak sadece kendisi için değil, başkalarına da ilham veriyormuş. Çünkü mutlu ve kararlı bir çocuk, etrafındakileri de cesaretlendirirmiş.
Mavi Göl, her gün olduğu gibi gökyüzünü yansıtmayı sürdürmüş. Ama sanki Ege’nin içinde de ikinci bir göl varmış: Düşler ve hedeflerle dolu, pırıl pırıl bir göl… Her yeni hedefinde, o gölde küçük bir dalga oluşuyor, dalgalar büyüyüp kocaman bir cesaret denizine dönüşüyormuş.
Ve Ege, hedef koyup gerçekleştiren bir çocuk olarak, her gün biraz daha güçlenmiş, öğrenmiş, keşfetmiş. Masalı burada bitirirken, belki sen de içinden şöyle fısıldarsın:
“Benim de hedeflerim olacak. Küçük adımlarla, sabırla, vazgeçmeden…”
İşte o zaman, kim bilir, belki bir gün sen de kendi “Hedef Defterin”i açar ve ilk cümleni yazarsın.
Ve hep birlikte, hayallerine doğru ilerleyen çocuklar, dünyayı biraz daha aydınlık bir yer yaparmış.
Onlar ermiş muradına, biz çıkalım masaldan dışarıya. Ama Ege’nin defteri, gölün yansımaları ve çocukların hedefleri, hiç ama hiç bitmesin.
❓ Sıkça Sorulan Sorular
Bu masal hakkında merak edilenler
✨ Arkadaşlarınla Paylaş ✨
