Güneşli bir sabah, Renkli Tepeler Kasabası’nda kuşlar cıvıldıyor, çiçekler mis gibi kokuyordu. Bu kasabada, yüzü her zaman asık gezen küçük bir çocuk yaşardı. Adı Arda’ydı. Arda aslında iyi kalpli bir çocuktu, ama pek gülmezdi. Aynada kendine bakarken bile suratı hep ciddi dururdu.
Arda’nın en yakın arkadaşı, bembeyaz tüylü, kulakları kocaman bir tavşandı. Adı Pofuduk’tu. Pofuduk, Arda’dan çok farklıydı. Her zaman güler, zıplaya zıplaya gezer, herkese selam verirdi. Bir gün Pofuduk, Arda’ya bakıp başını yana eğdi.
“Arda,” dedi, “neden hiç gülmüyorsun? Gülümsemek çok güzel bir şey. Yüzün parlıyor, içini ısıtıyor.”
Arda omuzlarını silkti. “Bilmem,” dedi. “Gülmesem de olur. Zaten fark eden yok.”
Pofuduk şaşırdı. “Olur mu hiç? Gülümseyince başkalarının da içi ısınır. Belki de çevrendekiler, sen gülmediğin için gülmüyordur.”
Arda düşündü ama yine de yüzüne bir gülümseme gelmedi. O sırada kasabanın meydanında bir hareketlilik başladı. Herkes fısır fısır konuşuyor, bir yöne doğru koşuyordu. Arda ve Pofuduk da merak edip peşlerine takıldılar.
Meydanın ortasında, eski bir kuyu vardı. Kuyunun başında, rengârenk pelerinli, yaşlı bir kadın duruyordu. Saçları pamuk gibi bembeyaz, gözleri ise deniz gibi maviydi. Yanında, içine ışık saçan küçük cam şişelerle dolu bir sepet vardı. Herkes ona “Güler Yüzlü Peri Nine” derdi.
Peri Nine, etrafına bakıp gülümsedi. Gülüşü o kadar sıcaktı ki, sanki güneş biraz daha parladı. “Sevgili çocuklar ve büyükler,” diye seslendi. “Bugün size çok özel bir şey getirdim: Gülümseme Tohumları!”
Kalabalığın içinden bir çocuk seslendi: “Gülümseme Tohumu da ne Peri Nine?”
Peri Nine, sepetinden minik bir cam şişe çıkardı. İçinde, altın sarısı ışık saçan minik bir tohum vardı. “Bu tohumlar,” dedi, “yalnızca iyilik yapan ve güler yüzlü olanların ellerinde filizlenir. Eğer birine yardımcı olursan, kötü bir söz yerine güzel bir söz söylersen, kim üzgünse onu teselli edersen, bu tohum büyümeye başlar.”
Herkes hayran hayran bakıyordu. Peri Nine, çocuklara birer şişe uzattı. Arda önce almak istemedi. “Ya bende büyümezse?” diye içinden geçirdi. “Ben zaten çok gülmüyorum.”
Ama Pofuduk onu hafifçe dürttü. “Dene Arda,” dedi. “Belki de gülümsemek sandığından daha kolaydır.”
Arda, çekinerek elini uzattı ve Peri Nine’den bir şişe aldı. Şişenin içindeki tohum, hafifçe titreşip bir an parladı. Peri Nine, Arda’nın gözlerinin içine baktı. “Unutma yavrum,” dedi. “İyilik yaptıkça ve güler yüzlü oldukça, bu tohum senin kalbinin aynası olacak.”
O gün herkes sevinçle evine döndü. Arda, şişedeki tohuma bakıp iç çekti. “Ben bunu nasıl büyüteceğim ki?” diye düşündü. “Ben çok da özel biri değilim.”
O sırada Pofuduk zıplayarak yanına geldi. “Arda, hadi kasabanın etrafında dolaşalım,” dedi. “Belki biraz hava almak iyi gelir.”
İkisi birlikte yola çıktılar. Sokaktan geçerken, köşedeki bakkal amca kasaları taşımaya çalışıyordu, ama kasalardan biri yere devrildi, içindeki elmalar yuvarlandı. İnsanlar bakıp geçiyor, kimse yardım etmiyordu.
Arda, Pofuduk’a döndü. “Ne yapsak?” diye fısıldadı.
Pofuduk’un gözleri parladı. “İşte fırsat! Hadi yardım edelim.”
Arda, biraz utanarak bakkal amcaya yaklaştı. “Amca, isterseniz elmalarınızı toplamaya yardım edebilirim,” dedi. Sesinde hafif bir titreme vardı.
Bakkal amca şaşırdı, sonra gülümsedi. “Tabii evladım, çok sevinirim.”
Arda ve Pofuduk, yuvarlanan elmaların peşinden koştular. Arda, her elmayı elleriyle tek tek topladı, kasaya koydu. Bittiğinde bakkal amca, Arda’nın başını okşadı. “Ne kadar yardımsever bir çocuksun,” dedi. “İyi ki varsın.”
Arda’nın içi ısındı. Farkında olmadan, dudakları hafifçe yukarı kıvrıldı. Tam o anda, cebinden hafif bir ışık yayıldığını fark etti. Şişedeki tohuma baktı. Tohum, sanki minicik bir kalp gibi pır pır atıyordu.
“Bak!” diye bağırdı Pofuduk. “Tohum iyilik yaptığın için seviniyor!”
Arda şaşkındı. “Sahi mi? Sadece elma topladım ama…”
Pofuduk, “İyiliğin küçüğü büyüğü olmaz,” dedi. “Önemli olan, içten yapmak.”
Yola devam ettiler. Az ileride, parktaki salıncakların oradan ağlama sesi geldi. Küçük bir kız, dizini yaralamış, salıncağın yanında oturuyordu. Etrafında kimse yoktu. Arda önce ne yapacağını bilemedi. Sonra Güler Yüzlü Peri Nine’nin sözlerini hatırladı.
Kıza yavaşça yaklaştı. “Canın çok mu acıyor?” diye sordu, bu kez sesinde daha yumuşak bir tını vardı.
Küçük kız burnunu çekti. “Evet,” dedi. “Düştüm. Kimse de yardım etmedi.”
Arda cebinden temiz bir mendil çıkardı. “İstersen dizini silebilirim. Sonra da sana bir masal anlatırım, acını biraz unuturuz.”
Kız şaşırdı ama başını salladı. Arda, dizini dikkatlice sildi, sonra yanına oturdu. Kendi uydurduğu komik bir masal anlatmaya başladı. Masalda konuşan bulutlar, şarkı söyleyen kelebekler ve kahkaha atan ağaçlar vardı. Küçük kız, önce hafifçe gülümsedi, sonra kahkaha atmaya başladı.
Arda fark etti ki, o da masalını anlatırken gülümsüyor, hatta bazen kahkaha atıyordu. İçindeki sıkıntıların yavaş yavaş eridiğini hissetti. Cebindeki şişe yine hafifçe ısındı. Tohum bu kez daha da büyümüş, minik bir filiz vermişti.
“Pofuduk!” dedi sevinçle. “Tohum filizleniyor!”
Pofuduk mutluluktan zıplayıp çember çizdi. “Gördün mü? Güler yüz ve iyilik, içindeki sihri uyandırıyor!”
Günler geçtikçe Arda, kasabada daha çok iyilik yapmaya başladı. Yaşlı teyzenin poşetlerini taşımaya yardım ediyor, küçük çocuklara sevdiği oyunları öğretiyor, kavga eden arkadaşlarını barıştırmaya çalışıyordu. En önemlisi, insanlara selam verirken, artık yüzünde kocaman bir gülümseme oluyordu.
Başta insanlar şaşırdı. “Bu çocuk eskiden pek gülmezdi,” diye fısıldaştılar. “Ne oldu da böyle değişti?”
Sonra, Arda gülümsedikçe, onların da yüzü aydınlandı. Biri ona gülümsedi, sonra bir başkası. Sanki kasabada, görünmez bir mutluluk zinciri oluşmuştu. Ne zaman biri gülümsese, etrafına küçük kıvılcımlar saçılıyormuş gibi hissediliyordu.
Bir sabah, Arda uyandığında, şişedeki tohumun artık kocaman bir altın çiçeğe dönüştüğünü gördü. Cam şişe, çiçeği zar zor içine sığdırıyordu. Çiçekten mis gibi bir koku yayılıyor, odanın içi ışıkla doluyordu.
“Bu ne kadar güzel!” dedi Arda. “Ama şimdi ne olacak? Çiçek şişeye sığmıyor.”
Tam o sırada pencereden hafif bir rüzgâr esti. Rüzgârın içinden, tanıdık bir ses duyuldu: “Artık beni buldun Arda.”
Arda pencereye koştu. Güler Yüzlü Peri Nine, pencerenin önünde, havada süzülerek duruyordu. Pelerini güneş ışığında parlıyor, yüzünde her zamanki yumuşak gülümsemesi vardı.
“Peri Nine!” diye seslendi Arda. “Bakın, tohum çiçeğe dönüştü!”
Peri Nine pencereden içeri girip çiçeğe baktı. “Hem de ne çiçek!” dedi gururla. “Bu, Gerçek Gülümseme Çiçeği. Yalnızca kalpten gelen iyiliklerle büyür. Sen, etrafına gülücükler ve iyilikler saçtığın için bu çiçek açtı.”
Arda başını kaşıdı. “Ben sadece… yardım etmeye çalıştım,” dedi. “Bir de gülümsemeyi unutmamaya.”
Peri Nine gülümsedi. “İşte tam da bu yüzden başarılı oldun. Gülümsemek, bazen birine ‘Yanındayım’ demenin en güzel yoludur. Sen başkalarının kalbine dokundun, şimdi de bu çiçek senin kalbini parlatıyor.”
Arda merakla sordu: “Peki bu çiçek ne işe yarayacak?”
Peri Nine, elini hafifçe çiçeğin üzerine koydu. Bir anda çiçekten ışık dolu minik tohumlar havalanıp tüm kasabaya doğru uçmaya başladı. Her tohum, bir evin penceresinden, bir çocuğun yüreğine, bir annenin gülüşüne, bir babanın sıcak bakışına kondu.
“Bu çiçek sayesinde,” dedi Peri Nine, “Renkli Tepeler Kasabası’nda hiç kimse gülümsemeyi unutmayacak. Ne zaman biri üzülse, bu tohumlar onları iyiliğe çağıracak, yüzlerine minik bir gülümseme konduracak.”
Kasaba bir anda daha da neşeli oldu. İnsanlar birbirine daha çok yardım etmeye, daha güzel sözler söylemeye başladılar. Sanki rüzgâr bile daha yumuşak esiyor, kuşlar daha keyifle ötüyordu.
Arda, içindeki sıcaklığı hissetti. Bir zamanlar neredeyse hiç gülmeyen çocuk, şimdi kasabanın en güler yüzlü çocuğu olmuştu. Pofuduk gururla onun etrafında zıplıyor, “Ben sana demiştim!” diye durmadan tekrar ediyordu.
Peri Nine, ayrılmadan önce Arda’nın omzuna dokundu. “Unutma yavrum,” dedi. “Gülümsemek bedava, ama değeri paha biçilemez. Birine iyilik yaptığında, aslında kendi kalbine de iyilik yapmış olursun. Sen şimdi bunu çok iyi biliyorsun.”
Arda, Peri Nine’ye bakıp içtenlikle gülümsedi. “Söz veriyorum,” dedi. “Artık gülümsemeyi ve iyilik yapmayı asla unutmayacağım.”
O günden sonra Arda, her sabah aynaya baktığında, kendine şöyle der oldu: “Bugün kime iyilik yapabilirim? Kimin yüzüne bir gülücük kondurabilirim?”
Ve ne zaman biri Renkli Tepeler Kasabası’na yolu düşen bir yabancının yüzündeki mutlu gülümsemeyi görse, insanlar kendi aralarında şöyle fısıldaştı: “Bilirsin, bu kasabada bir zamanlar hiç gülmeyen bir çocuk vardı. Şimdi ise burası, gülümsemelerin ve iyiliğin hiç bitmediği yer oldu.”
Böylece, küçük bir çocuğun içten bir gülümsemesi ve yüreğindeki iyilikle, koca bir kasaba değişti. Arda ve Pofuduk, her gün yeni bir iyilik oyunu uydurup etrafa neşe saçarken, Güler Yüzlü Peri Nine gökyüzünden onları izliyor, tatlı tatlı gülümsüyordu.
Ve Renkli Tepeler Kasabası’nda, o günden sonra hiç kimse gülümsemenin gücünü, iyilik yapmanın güzelliğini bir daha asla unutmadı. Çiçekler daha renkli açtı, kuşlar daha neşeli öttü, kalpler daha yumuşak attı. Masal da burada, kocaman bir gülümsemeyle mutlu sonuna ulaştı.
❓ Sıkça Sorulan Sorular
Bu masal hakkında merak edilenler
✨ Arkadaşlarınla Paylaş ✨
