Güneşli bir sabah, Gökkuşağı Kasabası’nda yaşayan Elif, yatağında gerinerek uyandı. Penceresinden dışarı baktığında okul yolunda yürüyen çocukları gördü. Hepsi çantalarını takmış, neşeyle konuşuyorlardı. Elif’in de ilk sınıfa başlamasına birkaç gün kalmıştı ama içinde küçük bir korku vardı.
“Acaba okul sıkıcı mıdır?” diye düşündü. “Her gün ders çalışmak zor olmaz mı? Oyun oynamaya hiç vaktim kalmazsa?”
Annesi, mutfaktan seslendi:
“Elif, kahvaltı hazır! Gel bakalım küçük öğrencim!”
Elif, “Küçük öğrencim” sözünü duyunca biraz ürktü. Masaya otururken kaşlarını çattı.
“Anne,” dedi, “okula gitmesem olmaz mı? Ben zaten oyuncaklarımla çok güzel oyunlar kuruyorum. Sayıları da biraz biliyorum. Hem okumayı bilmesem de olur, sen bana kitap okursun.”
Annesi gülümsedi.
“Elifciğim,” dedi, “okula gitmek sadece ders çalışmak demek değil. Orada yeni arkadaşlar edineceksin, yeni oyunlar öğreneceksin. Okumayı bilmek, sayı saymak, yazı yazmak sana bambaşka kapılar açacak. İstersen sana bugün çok özel bir hikâye anlatayım ama bu hikâyenin kahramanı sen olacaksın.”
Elif’in gözleri merakla parladı.
“Ben mi? Nasıl yani?”
Annesi cevap vermek yerine dolaptan parlak kaplı, mor bir defter çıkardı. Defterin kapağında küçük bir okul çantası resmi vardı.
“Bu,” dedi, “Hayal Defteri. İçine yazılan her şey, sen uyurken hayaline yolculuk olur.”
Elif hemen inanmadı ama merakla defteri eline aldı.
“Peki, bu deftere ne yazacağız?”
“Okula giden Elif’in masalını,” dedi annesi. “Bu gece uyumadan önce defteri yastığının altına koyarsan, rüyanda o masalı görebilirsin.”
Elif, “Peki,” dedi ama hâlâ okula gitmek istemiyordu. Yine de annesinin yazmasını izledi. Annesi, mor kalemiyle deftere, “Cesur Elif’in Okul Macerası” yazdı ve altına bir şeyler karaladı.
Gece olunca Elif, defteri yastığının altına koyup gözlerini kapattı. Kapar kapamaz kendini bambaşka bir yerde buldu.
Bir anda etrafı parlak renklerle dolu bir ormana dönüştü. Ağaçların yaprakları harf şeklindeydi: A, B, C, Ç… Dalların ucunda sayı topları sallanıyordu: 1, 2, 3, 4… Kuşlar ötmek yerine “La, le, li, lo, lu!” diye sesler çıkarıyordu.
“Burası da neresi?” diye etrafına bakındı.
Derken karşısına, gözlük takmış, mavi cübbeli, sevimli bir kedi çıktı. Kedi elinde küçük bir tahta taşıyordu. Tahtanın üzerinde tebeşirle “Bilgi Ormanı İlk Okulu” yazıyordu.
“Merhaba Elif!” dedi kedi. “Ben Öğretmen Mırmır. İlk gününe hoş geldin!”
Elif şaşırdı.
“Ben… ben rüya mı görüyorum?”
Öğretmen Mırmır gülümsedi.
“Belki rüya, belki de Hayal Defteri’nin içindesin. Ama ne fark eder? Burada çok şey öğreneceksin ve bol bol eğleneceksin!”
Elif biraz çekinerek, “Ama ben çok ders çalışmak istemiyorum,” dedi. “Oyun oynamayı daha çok seviyorum.”
Öğretmen Mırmır kuyruğunu salladı.
“Kim dedi ki dersler sıkıcı olmak zorunda? Bak, sınıf arkadaşların seni bekliyor.”
Beraber yürümeye başladılar. Ağaçların arasından geçtikten sonra, renkli balonlarla süslenmiş, pencereleri gülen yüz şeklinde olan bir okul binasına geldiler. Kapıda, tonton bir kaplumbağa, enerjik bir tavşan ve gözlüklü küçük bir serçe duruyordu.
Kaplumbağa kendini tanıttı:
“Ben Tosbi, sayıları çok severim ama biraz yavaşım.”
Tavşan zıplayarak,
“Ben Zıpzıp! Koşmayı, oynamayı, şarkı söylemeyi severim!” dedi.
Serçe başıyla selam verip,
“Ben Cikcik. Harfleri uçurmayı ve kelime yakalamayı çok iyi bilirim,” diye ekledi.
Elif içten içe sevinmişti. “Demek okulda sadece insanlar değil, hayvanlar da olabiliyor,” diye düşündü. Onlarla aynı sınıfa gireceği için heyecanlandı.
Sınıfa girdiklerinde sıralar uçan bulutlardan yapılmıştı. Tahta, gökyüzü mavisiydi. Duvarlarda, gülümseyen kitap resimleri vardı. Tahtada ise kocaman bir “A” harfi parlıyordu.
Öğretmen Mırmır, patisiyle tahtayı işaret etti.
“Bugün harflerle tanışacağız,” dedi. “Harfler, kelimelerin sihirli parçacıklarıdır. Onlar olmadan hikâyeler de, şarkılar da olmaz.”
Elif, harfin yanına yaklaştı. “A” harfi birden göz kırptı ve ince bir sesle,
“Merhaba Elif, ben A!” dedi. “Aaa diye açarım ağızları, anne, ayı, ayna, armut gibi nice kelimede ben varım!”
Elif kahkaha attı. Harflerle konuşmak çok eğlenceliydi. Sonra “E” harfi çıktı, “eee ben gelmeden ekmek olmaz, elma olmaz, ev olmaz,” diye şarkı söyledi. Harfler sırayla kendilerini tanıtırken Elif, Zıpzıp ve Cikcik ile birlikte tekrarladı.
Bir süre sonra Öğretmen Mırmır,
“Şimdi küçük bir oyun oynayalım,” dedi. “Harfleri doğru sıraya dizersek karşımıza sihirli bir kelime çıkacak.”
Tahtada harfler uçuşmaya başladı: A, R, M, A, U… Karışık halde dönüp duruyorlardı.
“Bu harflerle hangi kelimeyi oluşturabiliriz?” diye sordu öğretmen.
Elif düşündü, dudaklarını kıpırdattı.
“Ar… ma… armut!” diye bağırdı.
Bir anda sınıfın ortasında kocaman, sapsarı bir armut belirdi. Hep birlikte şaşırıp güldüler. Tavşan Zıpzıp hemen armudun etrafında zıplamaya başladı.
“Gördün mü Elif?” dedi Öğretmen Mırmır. “Okumayı bilmek, kelimelerin içindeki gizli hazineleri bulmak gibidir. Harfleri tanıdıkça, kitapların kapıları sana açılır.”
Sonra sıra sayılara geldi. Tosbi, sırtındaki kabuğu yere bıraktı. Kabuğun üstünde 1’den 10’a kadar sayılar yazılıydı.
“Ben sayıları yavaş ama güzel sayarım,” dedi Tosbi. “Siz de benimle birlikte saymak ister misiniz?”
Hep birlikte, “Bir, iki, üç…” diye saymaya başladılar. Her sayı söylendiğinde tavandan renkli bir balon indi. 10’a geldiklerinde sınıf rengârenk balonlarla dolmuştu.
Öğretmen Mırmır,
“Sayıları bilmek, dünyayı ölçebilmek demektir,” dedi. “Kaç elman var, ne kadar süre oyun oynayacaksın, evin kaç odası var… Hepsini sayılarla anlarsın.”
Elif, sayıları söyleyerek balonlara dokundu. “Demek sayılarla bu kadar eğlenilebiliyormuş,” diye düşündü.
Dersin sonunda zil yerine, neşeli bir melodi çaldı. Öğretmen Mırmır,
“Şimdi teneffüs zamanı!” dedi. “Bahçeye çıkıyoruz.”
Okul bahçesi kocaman bir oyun parkıydı. Salıncakların yanına minicik bir kütüphane yapılmıştı. Kum havuzunun kenarında sayı taşları duruyordu. Harf biçiminde kaydıraklar vardı.
Zıpzıp, Elif’in elinden tuttu.
“Hadi harf kaydırağından kayalım! A’dan başlayıp Z’ye kadar gidelim!”
Elif, “A” harfinden kaydı, sonra “B”, “C”, “Ç” derken tüm harflerden geçtiler. Her harfin üstünde küçük bir kelime yazıyordu: A’da “anne”, B’de “balık”, K’de “kitap” gibi. Kayarken bu kelimeleri okuyup tekrar ettiler.
Daha sonra, Cikcik onu kütüphaneye götürdü. Minik kitaplar, raflarda sıralanmıştı. Bazılarının üzerinde resimler, bazılarının üzerinde kısa kelimeler vardı.
“Okumayı öğrenince,” dedi Cikcik, “bu kitapların hepsi senin arkadaşın olacak. İstersen denizlerin altına dalacaksın, istersen uzaya çıkacaksın. Hepsi sayfaların içinde gizli.”
Elif, eline aldığı resimli kitapta, “AY” kelimesini tanıdı.
“Bak bu A ve Y!” dedi sevinçle. “Ay!”
Kitabın sayfasından minik, gülümseyen bir ay çıktı, gökyüzüne doğru süzüldü. Elif şaşkınlık ve mutlulukla ayın peşinden baktı.
Tosbi de kum havuzunun yanından seslendi:
“Burada da sayı kaleleri yapıyoruz! Beş kum kulesi, iki köprü, üç bayrak… Hadi beraber sayalım.”
Elif, hem koştu, hem saydı, hem güldü. Farkına bile varmadan, hem harfleri hem sayıları çalışmış ama bunu oyun gibi hissetmişti.
Güneş yavaş yavaş batarken Öğretmen Mırmır, tüm öğrencileri bahçede topladı.
“Bugün çok şey öğrendiniz,” dedi. “Ama en önemlisi, öğrenmenin ne kadar güzel ve eğlenceli olabileceğini gördünüz. Okula gelmek, yeni arkadaşlar, yeni oyunlar, yeni bilgiler demektir. Ders çalışmak, zihnini güçlendirir, hayallerini büyütür.”
Sonra Elif’in gözlerinin içine baktı.
“Elif, senin gerçek dünyada da okulun başlamak üzere. Burada öğrendiklerini orada da hatırlayacak mısın?”
Elif hiç düşünmeden,
“Evet!” dedi. “Artık okula gitmekten korkmuyorum. Okumayı öğrenmek istiyorum, kitapların içindeki gizli dünyalara girmek istiyorum. Sayıları öğrenip kendi oyunlarımı kurmak istiyorum. Hem gerçek hayatta da yeni arkadaşlarım olacak, değil mi?”
Öğretmen Mırmır başını salladı.
“Elbette. Belki orada konuşan kediler ve uçan harfler olmayacak ama senin hayal gücün hep yanında olacak. Ne zaman bir harfe baksan, onun sana göz kırptığını hayal edebilirsin. Ne zaman bir sayı görsen, onu renkli bir balon gibi düşünebilirsin.”
Elif’in içi ısındı. Tam teşekkür etmek isterken etrafındaki her şey yavaş yavaş silinmeye başladı. Ağaç harfler, sayı balonları, uçan kitaplar… Hepsi bir ışık bulutu gibi dönüp kayboldu.
Bir anda gözlerini açtı. Sabah olmuştu. Yastığının altındaki Hayal Defteri yere düşmüştü. Annesi kapıyı aralayıp içeri girdi.
“Günaydın Elif, güzel uyudun mu?” diye sordu.
Elif yataktan fırladı, annesine sarıldı.
“Anne! Okula gitmek istiyorum! Hem de hemen! Öğretmenimle, arkadaşlarımla tanışmak, harfleri ve sayıları öğrenmek istiyorum. Tıpkı rüyamdaki gibi!”
Annesi şaşkın ama mutlu bir gülümsemeyle,
“Demek masal işe yaradı,” diye mırıldandı. “Okula gitmek, senin için yeni bir macera olacak Elif. Her gün biraz daha okuyacak, biraz daha yazacak, biraz daha sayacaksın. Zorlandığın zamanlar da olacak ama unutma, her öğrendiğin şey seni daha güçlü yapar.”
Elif başını salladı.
“Biliyorum. Ben artık cesur Elif’im. Kitapların, sayfaların, rakamların ve harflerin dostu olmak istiyorum!”
Birkaç gün sonra okulun ilk günü geldi. Elif, rengârenk çantasını sırtına taktı. Çantasına Hayal Defteri’ni de koydu. Okul kapısında annesine el sallarken içinden, “Belki burada Öğretmen Mırmır yok,” diye geçirdi, “ama gerçek öğretmenim de bana yeni dünyaların kapısını açacak.”
Sınıfa girdiğinde, kendi yaşında çocuklarla dolu, neşeli bir ortam gördü. Tahtanın üzerinde kocaman bir “A” harfi yazıyordu. Elif, harfe bakıp gülümsedi.
“Merhaba A,” diye fısıldadı. “Tekrar buluştuk.”
O günden sonra Elif, ders çalışmanın sadece ödev yapmak olmadığını anladı. Her yeni öğrendiği harf, her yeni sayı, her okuduğu kısa kelime ve cümle, onun için yeni bir oyun, yeni bir keşif oldu. Akşamları eve geldiğinde annesine,
“Bugün A ile, E ile tanıştım. Beşten ona kadar saydık. Yeni bir şarkı öğrendik,” diye heyecanla anlatıyordu.
Zamanla Elif, kendi başına kitap okuyabilecek hale geldi. Önce kısa masalları, sonra biraz daha uzun hikâyeleri okudu. Kitapların sayfalarında, tıpkı rüyasındaki gibi, gizli dünyalar buldu. Bazen denizlerde yüzen bir balık oldu, bazen gökyüzünde uçan bir kuş, bazen de uzak ülkelerde gezen bir kâşif…
Sayılarla da kendi oyunlarını kurdu. Oyuncaklarını saydı, kurduğu kulelerin katlarını hesapladı, annesiyle birlikte kek yaparken, “Üç yumurta, iki bardak süt” diye malzemeleri sayıp ölçtü. Oyun ile ders, yavaş yavaş birbirine karıştı.
Ve Elif artık biliyordu: Okula gitmek, ders çalışmak, okumayı ve sayıları öğrenmek, hayatı daha renkli ve güzel yapıyordu. Hayal gücünü büyütüyor, kalbini neşeyle dolduruyordu.
Böylece Cesur Elif’in okul macerası, her gün yeni bir sayfa açarak, mutlu mutlu devam etti. Ve Hayal Defteri, onun yastığının altında, yeni rüyalar ve yeni bilgiler için sabırla bekledi.
Arkadaşlarınla Paylaş
