Mavi tepelerin ardında, yemyeşil ormanların kıyısında, küçük ama çok neşeli bir kasaba varmış. Bu kasabada yaşayan Elif ile Deniz adında iki kardeş, her gün yeni bir macera hayali kurarmış. Elif yedi yaşındaymış, Deniz ise altı. Elif kitap okumayı ve resim çizmeyi çok sever, Deniz ise meraklı bakışlarıyla etrafındaki her şeyi incelemeye bayılırmış.
Bir sabah, güneş daha yeni uyanmışken, kuşlar cıvılda cıvılda öterken, anneleri kahvaltı hazırlıyormuş. Babaları masaya renkli bir harita bırakmış. Haritanın üstünde parlak altın rengiyle “Gezi Maceraları Haritası” yazıyormuş. Elif haritayı görünce heyecanla:
“Bu da ne anne?” diye sormuş.
Annesi gülümsemiş: “Bu, sizin için özel bir harita. Bugünden itibaren her hafta sonu, bu haritada gösterilen yerlere küçük geziler yapacağız. Hem eğleneceğiz hem de yeni şeyler öğreneceğiz.”
Deniz’in gözleri parlamış: “Gerçek macera mı? Hazine haritası gibi mi?”
Babası kahkaha atmış: “Belki hazine bulmayız ama bilgi hazineleri keşfedeceğiz. İlk durağımız bugün: Renkli Orman Yolu.”
Kahvaltı biter bitmez, Elif sırt çantasına bir defter, birkaç renkli kalem ve küçük dürbününü koymuş. Deniz de minik büyüteci, su matarası ve en sevdiği kırmızı şapkasını almış. Hep birlikte evden çıkmışlar. Gök masmavi, hava mis gibi kokuyormuş.
Kasabanın çıkışında, haritada işaretli büyük bir meşe ağacı varmış. Ağacın gövdesine küçük bir tahta tabela asılıymış: “Renkli Orman Yolu’na Hoş Geldiniz.” Tabelenin altında ise küçük bir cümle dikkatlerini çekmiş: “Bakmayı bilene, her yol bir masaldır.”
Elif bu cümleyi defterine not etmiş. Deniz ise hemen etrafa bakınmaya başlamış. Ormana doğru yürüdükçe, ağaçların yapraklarının farklı tonlarda yeşil olduğunu fark etmişler. Bazı yapraklar açık, bazıları koyu yeşilmiş, kimisi de sarıya dönmeye başlamış.
Annesi, “Görüyor musunuz? Doğa bize resim yapmayı öğretir. Renkleri karıştırmayı ağaçlardan, çiçeklerden öğrenebiliriz,” demiş.
Deniz bir ağaca yaklaşıp yaprağa dokunmuş: “Bu yumuşacık. Neden bazıları sararmış peki?”
Babası, “Mevsimler değiştikçe, ağaçlar da hazırlanır. Sonbahar gelince bazı yapraklar sararır, sonra dökülür. Böylece ağaç dinlenir,” diye açıklamış.
Yürümeye devam ederlerken, patikanın kenarında küçük bir karınca yolu görmüşler. Yüzlerce minik karınca, sırasıyla, hiç karışmadan ilerliyormuş. Deniz çömelmiş, büyütecini çıkarıp dikkatle bakmış. Karıncalar minik kırıntılar taşıyormuş.
“Ne kadar düzenliler,” demiş Elif. “Sanki hepsinin bir görevi var.”
Annesi başını sallamış: “Doğru. Karıncalar birlikte çalışmayı çok iyi bilir. Kimisi yiyecek bulur, kimisi yuva yapar. Hep beraber yaşarlar ve birbirlerine yardım ederler.”
Deniz, “Biz de gezi ekibiyiz o zaman,” demiş. “Ben keşifçi olayım, Elif haritacı olsun.”
Elif gülüp defterine “Gezi Ekibi Kuralları” başlığı altında ilk maddeyi yazmış: “Birlikte çalış, herkesin görevi önemli.”
Bir süre sonra, ağaçların arasından hafif bir su sesi duymuşlar. Sanki minik bir şarkı söylüyormuş gibi. Sesin peşine düşmüşler ve çalıların arasından geçince, önlerinde ince, tertemiz bir dere belirmiş. Suyun içinden güneş ışıkları parlayarak geçiyor, sanki binlerce küçük yıldız suyun içinde dans ediyormuş.
Deniz hayranlıkla, “Vaaay, suyun içi yıldız dolu gibi,” demiş.
Babası, “Su çok önemlidir,” demiş. “İçmeden yaşayamayız. Ağaçlar, hayvanlar, çiçekler... Hepsi suya muhtaç. Bu yüzden suları kirletmemeliyiz.”
Elif, defterine ikinci maddeyi eklemiş: “Su, dünyanın hazinesidir onu koru.”
Elif suyun kenarına oturmuş, küçük bir taş alıp suya hafifçe atmış. Suda oluşan halkaları izlemiş. Halkalar büyüyüp büyüyüp kaybolmuş. Dalgaların birbirine nasıl karıştığını uzun uzun izlemiş. Sonra çantasında taşıdığı kalemlerle dereyi çizmeye başlamış. Deniz ise kıyıda farklı taşlar bulmuş bazıları pürüzsüz, bazıları noktalıymış.
Az ileride, derenin üzerinde eski ama sağlam bir tahta köprü varmış. Köprünün yan tarafına, renkli boyalarla bir bilmece yazılmış: “Bana bakarsın kendini görürsün, ama ben senden değil, senden gelen ışıktan var olurum. Ben neyim?”
Deniz hemen atlamış: “Ayna!”
Elif düşünmüş: “Ya da su? Suda da kendimizi görürüz.”
Babaları gülümsemiş: “İkiniz de haklısınız. Ayna da su da ışığı yansıtır. Işık olmasa, hiçbirini göremezdik.”
Annesi, “Demek ki yeni bir şey daha öğrendik,” demiş. “Gördüklerimizin çoğu, aslında ışık sayesinde.”
Elif defterine üçüncü maddeyi yazmış: “Işık, görebilmemiz için gizli bir yardımcıdır.”
Köprüden geçip yoluna devam eden aile, ormanın daha derinlerine inmiş. Ağaçların gövdeleri kalınlaşmış, kuş sesleri çoğalmış. Bir dalın üzerinde, parlak mavi tüylü bir kuş ötüyormuş. Deniz dürbünle kuşa bakmış, kuş da başını yana eğip ona bakmış sanki.
Deniz, “Acaba kuşlar da bize bakıp merak ediyor mudur?” diye sormuş.
Annesi, “Belki de,” demiş. “Biz onları merak ediyoruz, onlar da bizi. Merak etmek, öğrenmenin ilk adımıdır.”
Elif’in aklına bir fikir gelmiş: “O zaman dördüncü maddemiz: Merak et, soru sor, öğrenmekten korkma.”
Biraz daha yürüdükten sonra, ağaçların arasında minik bir açıklıkla karşılaşmışlar. Ortada yuvarlak bir alan, etrafında çiçekler varmış. Çiçeklerin renkleri öyle canlıymış ki, sanki gökkuşağı yere inmiş. Buraya “Gökkuşağı Çayırı” demeye karar vermişler.
Elif çantasından bir sayfa çıkarıp çiçeklerin renklerini tek tek çizmiş: sarı papatyalar, mor menekşeler, kırmızı gelincikler… Deniz çiçeklere yakından bakıp, üzerlerine konan uğur böceklerini izlemiş. Uğur böceğinin kırmızı kabuğu üzerindeki siyah noktalar ona çok ilginç gelmiş.
Babası, “Bak Deniz,” demiş, “Bu çayırda birçok canlı birlikte yaşıyor. Arılar çiçeklerden bal yapar, uğur böcekleri bitkilere zarar veren küçük böcekleri yer. Hepsinin doğada bir görevi var.”
Deniz, “Bizim görevimiz ne peki?” diye sormuş.
Annesi, “Bizim görevimiz, dünyayı korumak, öğrenmek ve iyilik yapmak,” demiş.
Elif defterine beşinci maddeyi yazmış: “Her canlının bir görevi vardır doğayı korumak da bizim görevimizdir.”
Öğle vakti gelmiş, güneş tam tepedeymiş. Bir ağacın gölgesinde oturup yanlarında getirdikleri sandviçleri yemişler. Yemek yerken, Deniz etrafa bakınmış:
“Anne, neden her yere çöp atmıyoruz da çöp kutusuna atıyoruz?” diye sormuş.
Annesi, “Çünkü çöpler doğaya zarar verebilir,” demiş. “Ormanı kirletirsek, hayvanlar, bitkiler, hatta biz bile zor durumda kalırız. Temiz bir dünya herkes için daha güzel.”
Elif, çantasında taşıdığı küçük çöp poşetini çıkarıp etrafta gördüğü birkaç kağıt parçasını toplamış. Bunların muhtemelen başka gezginlerden düştüğünü düşünmüş. Deniz de ona yardım etmiş. Birlikte küçük bir alanı tertemiz yapmışlar.
Babaları onları takdir etmiş: “İşte gerçek kaşifler böyle olur. Gittikleri yerleri kirletmez, aksine güzelleştirirler.”
Elif defterine altıncı maddeyi yazmış: “Geldiğin yeri, bulduğundan daha temiz bırak.”
Yemeklerini bitirdikten sonra, ormanın başka bir yoluna sapmışlar. Bu yolun sonunda haritada “Eski Fener Tepesi” işaretliymiş. Oraya ulaşmak için hafif bir yokuş tırmanmaları gerekiyormuş. Yokuş biraz zorlu olsa da hep birlikte yavaş yavaş yürümüşler. Deniz ara ara yorulsa da, Elif ona şarkılar söyleyerek moral vermiş.
Sonunda tepeye vardıklarında, karşılarında küçük, beyaz boyalı, yuvarlak bir fener kulesi görmüşler. Kule deniz kenarında değilmiş ama eskiden kasabaya yol gösteren bir ışık kulesi olarak kullanılırmış. En tepesinde camlı bir oda ve içinde büyük bir lamba varmış.
Babaları, “Eskiden bu fener geceleri yanar, uzaklardan gelenlere ‘Burada bir kasaba var’ dermiş,” diye anlatmış.
Elif, “Tıpkı gökyüzündeki yıldızlar gibi, o da yol gösteriyormuş,” demiş.
Fenerin etrafından kasaba görünüyormuş. Evler minnacıktı sanki, sokaklar incecik çizgiler gibi. Uzaktaki orman, mavi tepeler ve kıvrıla kıvrıla giden dere hepsi birleşince, büyük bir resim gibi duruyormuş.
Deniz, “Biz ne kadar küçükmüşüz aslında,” diye mırıldanmış.
Annesi, “Evet, ama küçük olmak önemsiz olmak demek değil,” demiş. “Küçük de olsak, yaptığımız iyi şeyler çok büyük etkiler bırakabilir. Tıpkı dereye atılan taşın yarattığı halkalar gibi.”
Elif defterine yedinci maddeyi yazmış: “Küçük iyilikler, büyük halkalar oluşturur.”
Tepeye vardıklarında, fenerin girişinde yine bir yazı görmüşler: “Gerçek hazine, birlikte çıktığın yolculukta saklıdır.” Elif bu cümleyi de not etmiş. Deniz ise “Hazine yok mu yani?” diye biraz hayal kırıklığına uğramış gibi yapmış, sonra gülmüş.
Babası, “Bugün ne kadar çok şey öğrendik, gördük, birlikte zaman geçirdik, değil mi?” diye sormuş.
Elif ve Deniz aynı anda, “Evet!” diye bağırmış.
Annesi, “İşte bizim hazinemiz bu. Birlikte gezmek, doğayı ve dünyayı tanımak, birbirimize destek olmak,” demiş.
Güneş yavaş yavaş batmaya yüz tutmuş, gökyüzü turuncu ve pembe renklere bürünmüş. Fener Tepesi’nden kasabalarına doğru inerken, Elif defterini son kez açmış ve en alta kocaman harflerle son maddeyi yazmış: “Gezi Maceraları’nın en önemli kuralı: Nereye gidersen git, sevgiyle bak, merakla dinle, dikkatle öğren.”
Akşam olduğunda eve dönmüşler. Ayakları biraz yorulmuş ama kalpleri sevinçle doluymuş. Annesi onlara ılık süt hazırlamış, babası da haritayı masaya tekrar sermiş. Haritanın bir köşesine, bugün gittikleri yerleri işaretleyen küçük yıldız çıkartmaları yapıştırmışlar: Renkli Orman Yolu, Gökkuşağı Çayırı ve Eski Fener Tepesi.
Deniz, “Bu haritanın hepsini dolaşabilecek miyiz?” diye sormuş uykulu gözlerle.
Babası, “Elbette,” demiş. “Her hafta sonu yeni bir yer. Belki göl kenarına gideriz, belki eski bir köprüye ya da küçük bir köye.”
Elif içinden, “Ne kadar çok şey öğreneceğiz,” diye geçirmiş. Sonra sesli söylemiş: “Ben her geziyi defterime yazacağım. Belki bir gün ‘Elif ile Deniz’in Gezi Maceraları’ diye kocaman bir kitap olur.”
Annesi onların başlarını okşayıp, “Olur tabii,” demiş. “Hayal kurmak, gerçeklerin ilk adımıdır.”
O gece Elif ve Deniz yataklarına yattıklarında, gözlerini kapatır kapatmaz, rüyalarında yeniden Renkli Orman Yolu’na gittiler. Çiçeklerle konuştular, derede yüzen balıklara şarkı söylediler, Fener Tepesi’nden yıldızları saydılar. Her yıldız, yeni bir geziyi, yeni bir macerayı simgeliyor gibiydi.
Ve o günden sonra, Elif ile Deniz’in hayatı, her hafta sonu yeni bir keşif, yeni bir gezi, yeni bir öğrenme serüveniyle dolup taştı. Onlar büyüdükçe gezi maceraları da büyüdü ama ne olursa olsun, ilk gün yazdıkları kuralları hiç unutmadılar: Doğayı korumayı, birlikte çalışmayı, merak etmeyi, küçük iyiliklerin gücünü ve gerçek hazinenin birlikte çıktıkları yolculuk olduğunu.
Böylece, Elif ile Deniz’in Gezi Maceraları, hem kalplerinde hem de defterlerinde kocaman, pırıl pırıl bir masal olarak yaşamaya devam etti. Ve her yeni gün, yeni bir maceraya uyanma umuduyla, mutlu ve merak dolu bir şekilde uykuya daldılar.
Arkadaşlarınla Paylaş
